Yazılara Dön

Lefkoşa Gezilecek Yerler: Surlariçi ve Kent Kültürü

Lefkoşa Gezilecek Yerler: Surlariçi ve Kent Kültürü

Lefkoşa gezilecek yerler listesi çıkarmak isteyen çoğu kişi işe haritadan değil, bir duvardan başlar. Şehrin merkezini yıldız biçimli bir halka gibi saran surlar, Lüzinyan döneminde temeli atılıp Venedikliler elinde bugünkü halini almış bir savunma hattı; üzerinde on bir burç ve üç kapı bulunuyor. Bu halkanın içinde kalan bölgeye Surlariçi deniyor; adanın idari ve kültürel damarı hâlâ burada atıyor. Dar sokaklar, taş kemerler, kireç badanalı avlular ve ahşap cumbalar birkaç yüz metrelik alanda üst üste binmiş durumda. Halkanın içi yürüyerek dolaşılacak ölçüde küçük; bir kapıdan girip karşı uçtaki burca ulaşmak genellikle yarım saati aşmaz.

Yürüyüşe kuzeyden, Girne Kapısı'ndan başlamak yaygın bir tercih. Adını şehri kuzeye, Girne'ye bağlayan yolun üzerinde durmasından alan yapı 16. yüzyılda Venedikliler eliyle inşa edilmiş; 1821'de onarılmış, üstüne gözcü odası olarak ikinci bir kat eklenmiş. 1931'de İngiliz yönetimi motorlu araçlara yol açmak için kapının iki yanındaki sur bölümünü yıkınca kapı caddenin ortasında tek başına kalmış; bugünkü sıra dışı görüntüsü buradan geliyor. Birkaç dakika ötedeki Mevlevi Tekke Müzesi ise 17. yüzyılın başlarında dergâh olarak kurulmuş, semahanesi ve derviş odalarıyla 1954'e kadar işlevini sürdürmüş, sonraki yıllarda müzeye dönüştürülmüş.

Surlariçi'nin en bilinen durağı Büyük Han. 1572'de kervansaray olarak yapılan iki katlı yapı, ortasında küçük bir mescit bulunan geniş bir avlunun çevresine dizilmiş odalardan oluşur. O odalar bugün atölye, galeri ve el sanatları dükkânı; avlu ise sabahtan akşama kahve içilen bir meydan gibi çalışır. Kıbrıs kahvesi burada telaşsız içilir: fincan gelir, yanına bir bardak su konur, sohbet uzadıkça uzar. İngiliz yönetimi döneminde bir süre hapishane olarak da kullanılan yapı, 1990'larda tamamlanan onarımın ardından bugünkü işlevine kavuştu; üst kattaki revakların gölgesi öğle saatlerinde avlunun en çok aranan köşesi.

Han'a birkaç sokak mesafedeki Kumarcılar Hanı aynı geleneğin daha küçük ölçekli bir örneği; taş revakları ve sakin avlusuyla kalabalıktan uzaklaşmak isteyenlerin uğrağı. Oradan güneye inince Selimiye Camii'nin iki minaresi çıkar karşınıza. Yapı, Orta Çağ'da Gotik üslupta inşa edilmiş Ayasofya Katedrali; 1570'te camiye çevrilmiş, bugünkü adını ise 20. yüzyılın ortasında almış. İçeride sivri kemerler, yüksek payeler ve sade bir namaz alanı yan yana durur; adanın katman katman tarihini tek mekânda görmenin en doğrudan yolu burasıdır.

Caminin hemen yanında, aynı meydanda Bedesten yer alıyor. Orta Çağ'da kilise olarak yapılan, Osmanlı döneminde kapalı çarşıya dönüşen taş yapı bugün kültür merkezi olarak kullanılıyor; konser, sergi ve dönem dönem sema gösterisi burada düzenleniyor. Meydanın öbür ucundaki Bandabulya ise 1932'de açılan kapalı belediye pazarı. Yüksek tavanı ve ahşap çatısı altında baharat, hellim, zeytin ve mevsim meyvesi tezgâhları sıralanır; kokusu kapıdan girer girmez fark edilir. Uzun bir aradan sonra onarılıp yeniden açılan pazarın çevresindeki sokaklarda küçük kahvaltıcılar ve tost tezgâhları var.

Büyük Han'ın güneyinden başlayan Arasta, Surlariçi'nin en hareketli hattı. Kuyumcular, terziler, ayakkabı tamircileri ve hediyelik eşya dükkânları burada omuz omuza; kimi tezgâhın arkasında hâlâ el işi sürüyor. Sokağa adını veren sözcük, Osmanlı kent düzeninde aynı zanaatın bir arada toplandığı çarşıyı tarif eder. Sabah erken saatlerde kepenklerin tek tek kalkarken çıkardığı ses, bu bölgenin kendi saatidir. Öğleye doğru sokak daralır, ikindiden sonra gölge karşı sıraya geçer ve tezgâhların önü yeniden kalabalıklaşır.

Surlar yalnızca bir çerçeve değil, kendi başına bir rota. Yıldızın uçlarını oluşturan burçların bir bölümü bugün park ve etkinlik alanı; bazılarının üzerine çıkıp Mesarya Ovası'na uzanan düzlüğü görmek mümkün. Surların dışındaki hendeğin bir kısmı yeşil alana dönüşmüş, akşamüstü koşanlara ve top oynayan çocuklara rastlanır. Şehri kavrayan bu geometriyi anlamak için dış hat boyunca yürümek, çoğu anlatımdan daha açıklayıcı. Sabah erken ya da güneş alçalırken çıkılan böyle bir tur, gölgenin taş yüzeylerde nasıl gezindiğini de gösterir.

Surlariçi'nde yürümek acıktırır, mutfak da bu konuda cömert. Şeftali kebabı adına rağmen tatlı değil: kıyma, soğan ve maydanoz ince bir zarla sarılıp ızgarada pişiriliyor. Fırından yeni çıkmış pilavuna, hellimli börek, susamlı çörek ve yaz aylarında sokak arasında bulunan taze limonata, gün boyu süren yürüyüşün doğal molalarını oluşturur. Öğleden sonra sıra macuna gelir; ceviz ya da incirden hazırlanan bu şerbetli tatlı, adanın en eski ev üretimlerinden biri.

Lefkoşa aynı zamanda çalışan bir başkent; bakanlıklar, üniversite binaları, kütüphaneler ve tiyatro salonları surların hem içine hem dışına yayılmış durumda. Bu yüzden Surlariçi bir açık hava müzesi gibi değil, hâlâ işleyen bir mahalle gibi davranır: esnaf birbirini adıyla çağırır, öğle vakti camiden çıkan kalabalık kahvecilerin önünde toplanır. Uzaklık da caydırıcı değil; İskele kıyısından başkente yaklaşık bir saatlik yol var. Spoint Construction'ın İskele'de yükselttiği VivaMore'un sakinleri için Surlariçi, sabah çıkılıp akşam dönülen bir gün gezisi mesafesinde kalıyor.

Ziyaret için mevsim seçimi burada fark yaratıyor. Lefkoşa denizden uzakta, Mesarya Ovası'nın ortasında kurulu olduğu için yaz öğlenleri kıyı kasabalarına göre belirgin biçimde sıcak geçer; temmuz ve ağustosta gezinin sabaha ya da akşamüstüne bırakılması daha rahat olur. İlkbahar ve sonbahar ise taş sokaklarda saatlerce yürümeye en uygun dönem; nisan ile mayısta hava genellikle ölçülüdür, ovadaki yeşil henüz kurumamıştır. Hangi mevsimde gidilirse gidilsin, rahat bir ayakkabı ve bir şişe su Surlariçi'nde her rehberden daha işe yarar.

Diğer Yazılarımız

UPTOWN projects contact image
SPOINT İLE TANIŞIN
BÜYÜK FİKİRLER SAĞLAM TEMELLERLE BAŞLAR
Bize Ulaşın
Sizi Arayalım Hemen Arayın
decorative lines pattern