Yazılara Dön

Kıbrıs Tarihi: Aynı Sokakta Üst Üste Duran Çağlar

Kıbrıs Tarihi: Aynı Sokakta Üst Üste Duran Çağlar

Kıbrıs tarihi, düz bir çizgi hâlinde okunduğunda insanı yanıltır. Ada Doğu Akdeniz'in tam ortasında durduğu için neredeyse her denizci gücün yolu buraya düşmüş; kimisi birkaç yüzyıl kalmış, kimisi bir nesli bile tamamlayamamış. Geriye kalan iz sıralı değil, üst üste duruyor: bir katedralin cephesinde Venedik arması, aynı yapının avlusunda Osmanlı şadırvanı, sokağın karşısında yüz yıllık bir idare binası. Adada dolaşırken asıl şaşırtan şey, bu çağ yığılmasının kimseyi rahatsız etmiyor oluşu.

İşin başı madenle ilgili. Ada Tunç Çağı'nda bakırıyla tanınıyordu ve bu maden Kıbrıs'ı Mısır'dan Anadolu'ya uzanan ağın içine soktu; adanın adıyla bakırın Latincedeki karşılığı arasındaki yakınlık hâlâ tartışılır. Gazimağusa'nın yanı başındaki Enkomi bu dönemin merkezlerinden biriydi; madenin işlendiği, depolandığı ve gemilere yüklendiği bir kentti. Enkomi'nin limanı işlevini yitirince nüfusun kıyı boyunca, Salamis'in kurulacağı noktaya doğru kaydığı düşünülüyor. Yani adanın ilk büyük kenti ile ikincisi arasında birkaç kilometre var, o kadar.

Sonraki bin yılda ada tek merkezden değil, kendi kralları olan şehir devletlerinden oluşuyordu. Fenikeliler güney kıyısında güçlü bir yerleşim kurdu, alfabeleriyle birlikte kendi tanrılarını da getirdi. Asur belgelerinde ada krallarının Asur hükümdarına bağlılık bildirdiği geçer; ardından sırayla Mısır ve Pers üstünlüğü gelir. Bu evrenin izleri anıtsal yapılardan çok mezar buluntularında, çanak çömlekte ve pişmiş toprak heykelciklerde okunur. Adayı yöneten değişse de bakır akmaya, limanlar çalışmaya devam etmişti.

Roma dönemi taşı büyütür. Ada bu yüzyıllarda ayrı bir eyalet olarak yönetiliyor, valisi batıdaki Baf'ta oturuyordu. Salamis'teki tiyatro imparatorluğun ilk yıllarında yapılmaya başlanmıştı; on beş bine yakın seyirci aldığı tahmin ediliyor. Aynı alanda hamam yapıları, sütunlu bir gymnasium avlusu ve döşeme mozaikleri duruyor. Roma'nın adaya bıraktığı asıl miras belki de yol ağıydı; kıyı kentlerini birbirine bağlayan güzergâhların bir bölümü yüzyıllar boyunca aynı hat üzerinde kullanılmayı sürdürdü.

Bizans yüzyıllarında Salamis depremlerin ardından yeniden kurulup Konstantia adını aldı; ada bir piskoposluk merkezine dönüştü, kiliseler çoğaldı. Yedinci yüzyıldaki akınlar kıyı kentlerini zayıflatınca yerleşim iç kesimlere çekildi. Bu dönemin en derli toplu örneklerinden biri İskele'deki küçük kilise: on ikinci yüzyılda tek sahınlı ve kubbeli yapılmış, sonraki yüzyıllarda yanına ikinci bir sahın eklenmiş. Duvarlarındaki freskler iki ayrı çağa ait; yapı 1991'den bu yana ikon müzesi olarak ziyarete açık.

On ikinci yüzyılın sonunda adanın yönetimi Guy de Lusignan'a geçti ve Kıbrıs üç yüzyıl boyunca Fransız kökenli bir hanedanın krallığı olarak yönetildi. Hanedan beraberinde Gotik mimariyi getirdi; sivri kemerler, yüksek nefler ve ince taş işçiliği adada kısa sürede görünür oldu. Krallar önce Lefkoşa'daki katedralde Kıbrıs kralı, ardından Gazimağusa'daki katedralde Kudüs kralı olarak taç giyerdi. Gazimağusa'daki yapının inşasına 1298'de başlanmış, iş on dördüncü yüzyıl boyunca sürmüş; batı cephesinin Reims Katedrali'nden esinlendiği kabul edilir.

On dördüncü yüzyılın son çeyreğinde Cenevizliler Gazimağusa'yı ele geçirip kenti doksan yıla yakın ellerinde tuttu; 1489'da ise ada bütünüyle Venedik yönetimine girdi. Venedikliler adayı ileri bir savunma hattı gibi düşündüler ve kıyı kentlerini baştan tahkim ettiler. Gazimağusa'nın surları bu aklın ürünü: üç kilometreyi aşan uzunlukta, yer yer on beş metreyi bulan yükseklikte ve önünde geniş bir hendekle. Burçların bir bölümü adını Venedikli komutanlardan alır, bu adlar bugün de kullanılıyor. Kentin kuzeydoğu köşesindeki kale ise on dokuzuncu yüzyıldan bu yana Shakespeare'in oyunuyla anıldığı için Othello Kalesi adıyla biliniyor.

1571'de ada Osmanlı yönetimine geçti ve yapı programının merkezine vakıflar yerleşti. Kısa sürede han, hamam, çeşme, mescit ve kütüphane yükseldi; Lefkoşa'daki Büyük Han fetihten sonraki ilk yıllarda tamamlanmıştı. Suya ayrıca eğilindi: on sekizinci yüzyılın ortasında Ebubekir Paşa'nın yaptırdığı su kemeri, yetmiş beşe yakın kemer gözüyle suyu on kilometreyi aşan bir mesafeden kente ulaştırıyor ve 1939'a kadar görevini sürdürüyordu. Katedrallerin bir bölümü camiye çevrildi; Gotik cephenin yanına eklenen ince minare, adanın en çok fotoğraflanan siluetlerinden biri hâline geldi.

1878'den sonra adanın idaresi İngilizlere geçti ve değişim bu kez kamu yapılarında görüldü. Mahkeme binaları, okullar, hükümet konakları ve postaneler kolonyal bir üslupla, kalın taş duvarlar ve geniş açıklıklarla yapıldı. Yirminci yüzyılın başında Gazimağusa'dan Lefkoşa'ya uzanan dar hatlı bir demiryolu işletmeye açıldı; yüzyılın ortasında kapandı, ama istasyon yapıları ve güzergâhın bazı bölümleri hâlâ okunabiliyor. Aynı dönem, adanın ilk sistemli haritalarının ve antik yerleşimlerdeki ilk düzenli kazıların da dönemidir. Bu binaların çoğu bugün ayakta; bir kısmı okul, bir kısmı belediye ya da müze olarak kullanılmayı sürdürüyor.

Bütün bu çağların izini tek günde sürebileceğiniz alan aslında dar: Gazimağusa ile İskele arasındaki kıyı şeridi. Sabah Enkomi'nin taş temellerine, öğleden sonra Roma tiyatrosunun basamaklarına, akşamüstü on ikinci yüzyıldan kalma bir kilisenin fresklerine bakmak mümkün. Aynı dar şeritte bugünün yapı çalışmaları da sürüyor; Spoint Construction, İskele tarafında VivaMore adlı konut yerleşimini kuruyor. Kıbrıs'ta tarihi ilgi çekici kılan, dönemlerin çokluğundan çok birbirlerini silmemiş olmaları; bir katedralin taşı camiye, bir Venedik burcu seyir noktasına, bir kolonyal binanın koridoru okula dönüşmüş. Ada çoğu zaman yıkmak yerine üstüne yazmayı seçmiş.

Diğer Yazılarımız

UPTOWN projects contact image
SPOINT İLE TANIŞIN
BÜYÜK FİKİRLER SAĞLAM TEMELLERLE BAŞLAR
Bize Ulaşın
Sizi Arayalım Hemen Arayın
decorative lines pattern