Yazılara Dön

Kıbrıs Efsaneleri: Taşa ve Dağa Yazılmış Anlatılar

Kıbrıs Efsaneleri: Taşa ve Dağa Yazılmış Anlatılar

Kıbrıs efsaneleri, adanın haritasını okumanın ikinci bir yolu gibi çalışır. Bir dağın adı, denizin içindeki bir kayanın konumu ya da bir kalenin duvarı, çoğu zaman yazılı tarihten önce dolaşmaya başlamış bir anlatıyla birlikte anılır. Bu hikâyeler yüzyıllarca ağızdan ağıza aktarıldığı için tek bir doğru sürümleri yok; aynı olay bir köyde başka, komşu köyde bambaşka biçimde anlatılır. Yine de anlatılar, adanın hangi noktasının insanlara uzun süre bir şey ifade ettiğini net biçimde gösteriyor.

En bilinen anlatı Baf yakınlarındaki kıyıda başlar. Denizin içinden yükselen kaya kütlesi, Yunan mitolojisinde Afrodit'in köpükten doğup karaya çıktığı yer sayılır; anlatının en eski yazılı izlerinden biri Hesiodos'a dayanır. Aynı kaya yörede Petra tou Romiou adıyla da anılır ve bu ad bambaşka bir hikâyeye, Bizans sınır kahramanı Digenis'in düşmana fırlattığı taş rivayetine bağlanır. Yani tek bir kütlenin üstünde iki ayrı anlatı yan yana duruyor; birinden tanrıça, diğerinden bir savaşçı çıkıyor. Çakıllar arasında kalp biçimli taş arama alışkanlığı ise bu ikisinden yalnızca birinin devamı.

Kuzeydeki sıradağın adı da aynı kahramanın hikâyesinden geliyor. Digenis'in adaya uzanırken dağı avuçladığı, geride beş parmağının izinin kaldığı anlatılır; sırtın girintili çıkıntılı hattı bu yüzden Beşparmak diye anılıyor. Yunanca adı Pentadaktilos da aynı anlamı taşır: penta beş, daktilos parmak demek. Benzer bir adın Anadolu'da ve daha doğuda da geçmesi, bu tür anlatıların tek bir yere ait olmadığını, insanla birlikte yer değiştirdiğini gösteriyor. Aynı dağ için derlenmiş başka sürümler de var, ama hepsinde ortak nokta bir elin taşa iz bırakması.

Sıradağın üstündeki iki kale, adını birbirinden çok farklı kaynaklardan almış. Girne'nin üstündeki kayalık sırtta duran St. Hilarion, buraya çekildiği söylenen bir münzeviyi anıyor; kalenin masalsı görüntüsü ise zamanla kendi rivayetini üretti. Kulelerin 1937 yapımı bir çizgi film şatosuna ilham verdiği cümlesi neredeyse her tarifin sonuna ekleniyor, oysa bu bağın belgelenmiş bir kaydı yok; efsane üretiminin kapanmış bir iş olmadığını gösteriyor. Daha içeride kalan Buffavento'nun adıysa doğrudan havadan geliyor: İtalyanca ad genellikle rüzgârın dövdüğü ya da rüzgâra direnen anlamında çevriliyor. Burada sıra tersine dönüyor; önce ad hava durumundan doğmuş, hikâyeler sonradan onun etrafında toplanmış.

Doğuya gidildiğinde sıradağın son kalesi Kantara çıkıyor karşımıza. Adı, Arapça köprü anlamındaki sözcüğe bağlanıyor; bu adı bölgeye yerleşen toplulukların bıraktığı düşünülüyor. Halk arasında kalenin yüz bir odalı olduğuna ve odalardan birinde bir kraliçeye ait definenin saklandığına inanıldığı için burası Yüz Bir Evler ve Kraliçe'nin Kalesi adlarıyla da anılmış. Rigena diye anılan bu kraliçenin belli bir kayaya oturup denizle karayı birlikte seyrettiği anlatılır. Anlatı önce odaları saymış, sonra sayıyı bir ada dönüştürmüş.

Anlatının yönü bazen tersine de işliyor: önce metin yazılıyor, sonra bir yapı o adı üstleniyor. Gazimağusa limanındaki kale bugün Othello Kalesi diye anılıyor, çünkü Shakespeare'in on yedinci yüzyıl başında kaleme aldığı oyunun bir bölümü Kıbrıs'ta bir liman kentinde geçer. Yazarın adayı hiç görmediği biliniyor; oyundaki adı Venedik döneminin yöneticilerinden birinin soyadından esinlenerek kurduğu ise ileri sürülen açıklamalardan yalnızca biri. Kalenin bugünkü adı böylece taştan değil sahneden gelmiş oldu. Bir edebiyat metninin bir limanı yeniden adlandırması, anlatının coğrafya üzerindeki gücünü tek başına özetliyor.

Her efsane bir kayaya ya da duvara bağlanmıyor; bazıları tek bir ağacın gölgesinde yaşıyor. Girne'nin doğusundaki Bellapais manastırının yanında duran ağaç, yörede Tembellik Ağacı adıyla bilinir: gölgesine oturanın çalışma isteğinin kaçtığı söylenir. Bu inanış, Lawrence Durrell'ın adada geçirdiği yılları anlattığı kitapla birlikte yörenin dışına taşındı ve köyün en çok tekrarlanan hikâyesi hâline geldi. Şaka ile ciddiyet arasında duran böyle anlatılar, bir yerin gündelik ritmini de tarif ediyor.

Köy ölçeğindeki anlatılar daha sessiz ama daha yaygın. Çatalköy kıyısındaki Hazreti Ömer Türbesi, yerel anlatıya göre adaya erken dönemde gelen bir grup savaşçının yattığı yer sayılır; gelenler burada bir dilek söyleyip dönmeyi âdet edinmiş. Ağaç dallarına bağlanan bez parçaları, taşların üstüne bırakılan küçük yığınlar da aynı alışkanlığın görünür izleri. Bu tür yerlerde hikâyeyi ayakta tutan şey mimari değil tekrar; her gelen anlatıyı bir kez daha söylüyor.

Bu sırtların hepsi tek bir bakışta toplanmıyor, ama sıradağın doğu ucu İskele'den açıkça okunuyor. İlçedeki VivaMore'da kuzey ufku günün büyük bölümünde bu koyu bantla kapanıyor; sabah mavimsi duran çizgi akşamüstü tek parça bir gölgeye iniyor. Konsiyerj hizmeti, kapalı otopark ve kesintisiz enerji sistemi gibi başlıklar burada Spoint Construction tarafından tek bir yerleşke planında toplanmış, dağ silsilesi ise mevsim değişse de aynı yerde duruyor. Efsanelerin neden hep yükseltilere bağlandığını, o sırtı birkaç gün üst üste izleyince anlıyorsunuz.

Efsanelerin en somut işi coğrafyayı adlandırmak. Bir dağ beş parmak, bir kale rüzgâr, bir kaya doğuş anlamına gelince yolu tarif etmek de kolaylaşıyor; harita ezberlenmiyor, hatırlanıyor. Adayı dolaşırken hangi anlatının nereye ait olduğunu bilmek manzaraya ikinci bir katman ekliyor. Aynı sırtlara ikinci kez baktığınızda gördüğünüz şey artık yalnızca kayalık değil, birinin bir zamanlar oraya bıraktığı hikâye.

Diğer Yazılarımız

UPTOWN projects contact image
SPOINT İLE TANIŞIN
BÜYÜK FİKİRLER SAĞLAM TEMELLERLE BAŞLAR
Bize Ulaşın
Sizi Arayalım Hemen Arayın
decorative lines pattern