Kıbrıs kaleleri denince akla önce adanın kuzeyini boydan boya kesen Beşparmak silsilesinin sırtlarına kurulmuş üçlü gelir: batıda St. Hilarion, ortada Buffavento, doğuda Kantara. Üçü de deniz seviyesinden yüzlerce metre yukarıda ve birbirini görebilecek biçimde konumlanmış. Bizans döneminde kıyıdan gelen tehlikeyi erkenden haber vermek için kurulan bu gözcü noktalarına, sonraki yüzyıllarda saray, şapel ve asker yapıları eklenmiş. Üçünü bir hafta sonuna sığdırmak mümkün, ama her biri farklı bir yürüyüş temposu ister.
Girne'nin hemen üzerinde, yaklaşık 730 metre yükseklikte duran St. Hilarion üçünün en iyi korunmuş olanı. Kale üç kademeye ayrılır: alt bölümde ahırlar, sarnıçlar ve askerlerin kullandığı yapılar; ortada kilise, büyük salon, mutfak ve Orta Çağ'dan kalma hizmet birimleri; en üstte ise dik bir patikayla çıkılan kraliyet daireleri bulunur. Lusignan döneminde burası yalnızca bir savunma noktası değildi; yaz sıcağından kaçmak isteyen saray halkı aylarca yukarıda kalırdı. Üst kademedeki gotik kemerli Kraliçe Penceresi'ne yaklaşınca Girne kıyısı ile ardındaki deniz tek çerçeveye sığar.
Kalenin adı, buraya çekildiği söylenen bir keşişten geliyor; kayaya oturan düzensiz plan da o manastır geçmişinin izini taşır. Çevresinde anlatılan hikâyeler zamanla çoğalmış; kimi ziyaretçi, burçların ve zikzak merdivenlerin masal kitaplarındaki şatoları andırdığını söyler. Beşparmak adının kaynağı sayılan el biçimli tepeyle ilgili anlatı da aynı yamaçlarda dolaşır: en yaygın versiyonda, dev cüsseli Bizans kahramanı Digenis dağa tutunurken beş parmağının izi kayada kalmıştır. Bu anlatıları kesin tarih gibi okumamak gerekir, ama yolda insana eşlik ettikleri doğru.
Kıbrıs kaleleri arasında en çok yürüyüş isteyeni Buffavento. Yaklaşık 950 metrede, adanın en yüksek konumlu kalesi olarak anılır; adı da rüzgârdan gelir, "rüzgâra karşı koyan" biçiminde çevrilir ve zirvede yazın bile serin bir hava eser. Otoparkın bittiği yerden sonra taş basamaklarla sarp bir tırmanış başlar; genellikle altı yüz civarında sayılan bu basamaklar yamacı kıvrıla kıvrıla çıkar. Orta tempoda yürüyen biri yolu yirmi dakikayla yarım saat arasında alır. Kalıntılar diğer ikisine göre azdır, ama tepede döndüğünüzde Mesarya Ovası ile kuzey kıyısı aynı anda görünür.
Buffavento'nun ortada durması tesadüf değil. Diğer iki kale buradan görülebildiği için üç nokta arasındaki haberleşme büyük ölçüde bu zirve üzerinden kurulmuş; ateşle ya da işaretle iletilen bir haber, adanın kuzey hattını kısa sürede dolaşabiliyordu. Lusignan yüzyıllarında kalenin bir dönem hapishane olarak kullanıldığı da aktarılır. Venedik yönetimi 1489'da adayı devralınca savunmanın ağırlığı Girne ve Gazimağusa surlarına kaydı; denizden uzak, asker beslemesi güç bu üç zirve gözden çıkarıldı. Bugün gördüğümüz yıkık hâl, kısmen o bilinçli vazgeçişin sonucu.
Kantara, üçlünün doğudaki halkası. Yaklaşık 630 metre yükseklikten hem Mesarya Ovası'na hem Karpaz Yarımadası'nın girişine bakar; hava açıkken Gazimağusa körfezi ile kuzey kıyısı aynı bakışta seçilir. Kaleden ilk kez, Aslan Yürekli Richard'ın adayı ele geçirdiği 1191 yılına ait kayıtlarda söz edilir; ovada yenilgiye uğrayan Isaac Komnenos'un sığındığı yer de burasıdır. Üç kale içinde İskele'ye en yakın duran da Kantara. Spoint Construction'ın aynı ilçedeki VivaMore projesinden yola çıkanlar için kale, sabah çıkılıp öğleye doğru dönülebilecek kadar yakın.
Üç kalede de taşın dili benzer katmanlar anlatır. Kaba yontulmuş, kayaya doğrudan oturan alt duvarlar çoğunlukla en eski dönemden kalır; üzerlerine gelen sivri kemerler, ince payandalar ve düzgün kesme taş pencere çerçeveleri Lusignan yüzyıllarının işidir. Venedik dönemi ise genellikle eklemeyle değil, eksiltmeyle iz bırakmış: kullanılmayan bölümlerin çökmesine göz yumulmuş, taşların bir bölümü başka yapılara taşınmış. Bir duvarın önünde durup hangi örgünün hangi yüzyıla ait olduğunu ayırmaya çalışmak, gezinin en keyifli anlarından biri.
Ziyaret için en rahat dönem ilkbahar ve sonbahar. Mart sonundan mayıs ortasına kadar yamaçlar yeşil kalır, kekik ve adaçayı kokusu patikaya siner, sıcaklık tırmanışı zorlamaz; ekim ile kasım da benzer bir denge kurar. Yaz ortasında öğle saatleri açık kayalıkta ağır gelir, bu yüzden sabahın erkeni ya da ikindi sonrası tercih edilir. Kışın Beşparmak sırtları sık sık bulut altında kalır ve manzara kapanabilir; buna karşılık sisin arasından çıkan burçlar bambaşka bir görüntü verir.
Üç kaleye de araçla yaklaşılır, yukarısı ayakla çıkılır; bu yüzden ayakkabı seçimi günün geri kalanını belirler. Basamaklar aşınmış ve yer yer kaygan olduğundan tabanı tutan, bileği destekleyen bir model gerekir; sandalet ya da düz tabanlı spor ayakkabı özellikle Buffavento'da zorlar. Yukarıda su bulunmadığı için kişi başı en az bir buçuk litre su, şapka ve güneş kremi çantada olmalı. Rüzgâr nedeniyle ince bir dış katman yazın bile işe yarar; zirvelerde telefon çekimi zayıflayabildiğinden şarjı dolu tutmak da akıllıca.
Kıbrıs kaleleri hangisinden başlanırsa başlansın aynı hattı anlatır: dağın sırtına yerleşip ovayı ve denizi tek bakışta izleyen bir savunma fikrini. Üçünü aynı güne sıkıştırmak yerine ayrı günlere bölmek, hem bacaklara hem manzaraya daha çok alan bırakır. Yukarı varınca oturup nefeslenmek, rüzgârın sesini dinlemek ve ovayla kıyının birleştiği çizgiyi izlemek, geriye kalanın en iyisi.