Kıbrıs antik kentleri tek bir ören yerinde toplanmaz; ada boyunca dağılmış, birbirine hem yolla hem de ortak bir hikâyeyle bağlanmış yerleşimlerdir. Bu hikâyenin merkezinde bakır vardır. Doğuda Enkomi, batıda Soli ve onun yakınındaki tepede Vuni, aynı madenin yarattığı zenginliğin üç ayrı yüzünü gösterir. Aralarında bin yılı aşan zaman farkı bulunsa da üçünü art arda gezmek, adanın Tunç Çağı'ndan Roma dönemine uzanan çizgisini bir günde takip etmeyi mümkün kılar. Yol boyunca manzara da değişir: doğuda düz kıyı ovası, batıda maden artıklarıyla renk değiştirmiş yamaçlar.
Enkomi, Gazimağusa'nın kuzeybatısında, Tuzla köyünün yanındaki düzlükte uzanır. Kazılar 19. yüzyılın son yıllarında başladı; buluntular yerleşimin Orta Tunç Çağı'na, MÖ 2. binyılın ilk yüzyıllarına indiğini gösterdi. Kent kurulduğunda kıyıdaydı ve küçük bir koya açılıyordu; Kanlıdere'nin taşıdığı alüvyon yüzyıllar içinde bu koyu doldurdu, deniz bugün birkaç kilometre uzakta kaldı. Bu yüzden alan ilk bakışta tarlaların ortasında sıradan bir taşlık gibi görünür. Gezerken karşınıza çıkan şey yükselen duvarlar değil, temel hatları ve kapı eşikleridir; burayı okumak biraz sabır ister.
Alandaki en çarpıcı izler bakır işleme atölyelerinden kalanlardır. Cüruf yığınları, ocak kalıntıları ve pota parçaları, ham madenin burada işlenip dışarı gönderildiğini anlatır. MÖ 1200 dolaylarında kent yeniden kurulmuş; sokaklar ızgara planına oturtulmuş, çevresi üç buçuk metreye varan taş bloklarla örülmüş kalın bir surla sarılmış. Doğu-batı doğrultusundaki uzun caddelerin hatları hâlâ ayak altında izlenebiliyor.
Mısır ve Hitit belgelerinde bakır gönderen bir ülke olarak geçen Alaşiya adının Kıbrıs'ı işaret ettiği kabul edilir; birçok araştırmacı Enkomi'yi bu ülkenin merkezi sayar. Kentte bulunan ve Boynuzlu Tanrı diye anılan elli beş santimlik tunç heykel, adanın en tanınmış Tunç Çağı eserlerinden biri. Mezarlardan çıkan fildişi, altın ve kehribar gibi malzemeler, buradaki ticaretin ne kadar geniş bir ağa bağlandığını gösterir. Bu ağın kurulmasında adanın konumu kadar, bakırın tunç alaşımının vazgeçilmez parçası olması da rol oynadı. Adanın adıyla bakırın Latince karşılığı arasındaki benzerlik de çoğu zaman aynı ilişkiye bağlanır.
Enkomi'nin girişi ana yoldan içeride kaldığı için sapağı önceden not etmekte fayda var. Alan, İskele'den güneye inen yolun üzerinde; kuzeyindeki Salamis ise sütunlu meydanlarıyla tek başına bir gün istediği için aynı programa sıkıştırmamak daha doğru. Günübirlik rotalarda en çok vakit alan iş yol tarifiyle saat ayarını oturtmaktır; İskele'deki VivaMore'da bu ayrıntılar için konsiyerj hizmeti veriliyor, yerleşimin arkasındaki firma Spoint Construction. Erken çıkanlar sabah ışığında hem taş temelleri hem de cüruf yığınlarını rahatça seçebiliyor.
Adanın öbür ucunda, Lefke yakınlarındaki Soli bambaşka bir dönemin izini taşır. Kentin adı çoğu zaman MÖ 6. yüzyılda adaya uğrayan Atinalı Solon'a bağlanır; aynı adın daha eski Asur kayıtlarında geçtiği ileri sürüldüğü için bu açıklama tartışmalıdır. Yamaca oturtulmuş tiyatro Roma döneminde, daha eski bir Yunan tiyatrosunun yerine inşa edilmiş. Dört bine yaklaşan oturma düzeninin üst sıralarından Güzelyurt Körfezi baştan sona görünür. Basamaklara oturup denizle sahne arasındaki mesafeyi ölçünce, kentin neden tam buraya kurulduğu anlaşılıyor.
Tiyatronun aşağısındaki bazilika, Soli'yi asıl tanınır kılan bölümü barındırır. Zeminde geometrik bordürler, hayvan figürleri ve bitki motifleri sıralanır; bunların içinde bitkilerle çevrili bir kuğu ile onu saran dört küçük yunus kentin simgesi hâline gelmiştir. Mozaikler koruma çatısının altında, ahşap platformlardan izleniyor. Renklerin bu kadar canlı kalmasında, taş küplerin yüzyıllarca kuru toprak altında örtülü kalması etkili olmuş. MS 4. yüzyıla tarihlenen bazilika, Soli'nin Roma sonrasında da yaşamayı sürdürdüğünü gösterir.
Soli'den batıya doğru kısa bir sürüşün ardından yol, denizden 250 metreyi aşan bir tepeye tırmanır. Vuni Sarayı burada, rüzgârın neredeyse hiç dinmediği bir düzlükte durur. MÖ 5. yüzyıla tarihlenen yapıyı, Pers yönetimine yakın duran Marion kralının Soli'yi göz altında tutmak için kurdurduğu düşünülüyor; 137 odalı planı, avlusu ve su düzeni hâlâ izlenebiliyor. Saray MÖ 380 dolaylarında yanmış ve bir daha kullanılmamış. Tepeden kıyı şeridi, körfez ve karşı yamaçlar aynı anda görünür; sarayın neden bu noktaya kurulduğu sorusu böylece kendiliğinden cevaplanıyor.
Aynı bölgede, rotanın dışında kalan bir buluntu 1929 kışında ortaya çıktı. Güzelyurt ovasının kuzeyinde, bugünkü Akdeniz köyünün yanında çalışan İsveç kazı heyeti, bir sunağın çevresine dizilmiş iki binden fazla pişmiş toprak figürle karşılaştı. MÖ 650-500 arasına tarihlenen figürler savaşçılardan, boğa başlarından ve küçük adaklardan oluşuyor; kimi bir karış boyunda, kimi neredeyse insan boyunda. Buluntular sonradan ikiye ayrıldı; bir bölümü Stockholm'deki müzeye gitti, kalanı Lefkoşa'da kaldı. Aynı heyet 1928-1929'da Vuni'yi de kazmıştı, adadaki dört yıllık çalışması bugün gezilen alanların büyük kısmını kayda geçirdi.
Üç alanı tek güne sığdırmak isteyen için makul sıra doğudan batıya doğrudur: sabah Enkomi, öğleden sonra Soli, günün son ışığında Vuni. Ören yerlerinin hepsi açık alan ve gölge neredeyse yok; ilkbahar ile sonbahar bu yüzden en rahat mevsimler. Yaz aylarında gidilecekse sabahın erken saatleri tercih edilmeli, yanına su ve kapalı ayakkabı alınmalı. Bölgeden çıkan eserlerin bir bölümü Güzelyurt'taki arkeoloji müzesinde sergileniyor. Taşların arasında dolaşmadan önce ya da sonra müzeye uğramak, alanda görülen boş temellerin ne anlattığını netleştiriyor.