Gazimağusa gezilecek yerler listesi hazırlayanların çoğu, şehrin tek bir döneme ait olmadığını daha ilk yarım saatte fark eder. Suriçi'nde yürürken Lüzinyan taş işçiliği, Venedik burçları ve Osmanlı çeşmeleri birbirine yaslanır; kimi duvarda üç ayrı yüzyılın izi yan yana durur. Adanın doğu kıyısındaki bu kent, dar sokakları ve geniş avlularıyla yavaş gezmeyi ödüllendirir. Aceleyle dolaşıldığında akılda yalnızca büyük yapılar kalır; asıl ayrıntı ara sokaklardaki kapı süslemelerinde ve aşınmış eşiklerde saklı.
Kentin çeperini çizen Venedik surları, on altıncı yüzyılda topçu savaşına göre yeniden biçimlendirilmiş kalın gövdeleriyle hâlâ ayakta. Venedikliler, Lüzinyan döneminden kalan ince ve yüksek duvarları alçaltıp kalınlaştırmış, köşelere geniş burçlar eklemişti. Akkule tarafından girip surların üstünde ilerlemek, Suriçi'nin damlarını ve uzaktaki limanı aynı anda görmenin en kolay yolu. Sabahın erken saatleri taşın henüz ısınmadığı, gölgenin uzun düştüğü vakittir; aynı yürüyüş öğleden sonra çok daha yorucu geliyor.
Suriçi'nin ortasındaki Lala Mustafa Paşa Camii, on üçüncü yüzyılın sonunda Aziz Nikolaos Katedrali olarak yükselmeye başladı ve on dördüncü yüzyılın ilk çeyreğinde tamamlandı. Batı cephesindeki üç kapı, gül penceresi ve yukarı çeken dikey hatlar Fransa'daki Reims Katedrali'ni andıracak kadar belirgin bir Gotik dil taşır. Lüzinyan kralları Kıbrıs tacını Lefkoşa'da giyer, Kudüs kralı unvanını ise bu yapıda kuşanırdı; cephenin ölçeği de o törenlerle birlikte anlam kazanıyor. 1571'de kent Osmanlı yönetimine geçince katedral camiye dönüştürüldü ve kulelerden birine minare eklendi. İçerideki kemerlerin yüksekliği, dışarıdaki sıcaktan gelen ziyaretçiyi daha eşikte serinletir.
Limana bakan Othello Kalesi, on dördüncü yüzyılda Lüzinyanlar tarafından kentin ana girişlerinden biri olarak yapıldı. Venedikliler adayı devraldıktan sonra köşeli kuleleri yuvarlağa çevirdi; amaç, gülle darbesini yüzeyden kaydırmaktı. Kaleye adını veren bağ Shakespeare'in Othello'sudur; oyunun geçtiği Kıbrıs limanının burası olduğu uzun süredir kabul görür. Avludaki büyük salonda sesin nasıl yankılandığını duymak, metni okumaktan daha akılda kalıcı olabiliyor. Burçlara çıkıldığında eski liman ile surların doğu hattı tek bakışta görünür.
Camiye birkaç adım mesafedeki Namık Kemal Zindanı, kentin daha yakın tarihine açılan küçük bir kapı. Vatan Yahut Silistre'nin İstanbul'da sahnelenmesinin ardından 1873'te Mağusa'ya sürülen şair, iki katlı taş yapıda otuz sekiz ay geçirdi. Önce alt kattaki loş ve kalın duvarlı bölümde tutuldu, ilerleyen dönemde üst kata alındı; oradan meydan bir anda pencereye sığar. Adını taşıdığı meydanda öğrenciler, esnaf ve gezginler gün boyu aynı gölgeleri paylaşıyor.
Suriçi'nden kuzeye doğru yaklaşık altı kilometre gidildiğinde çam kokusu Salamis Antik Kenti'ni haber verir. Gymnasiumun avlusunu çevreleyen sütun dizisi alanın en tanınan bölümü; yapı ikinci yüzyılda Traianus ve Hadrianus dönemlerinde büyük ölçüde yenilenmiş, sonraki yüzyıllarda depremlerle yıkılıp yeniden ayağa kaldırılmıştı. Hemen yanındaki hamamlar sıcaklık sırasına göre kurgulanmıştı: soyunma bölümünden ılık odalara, oradan sıcak bölüme ve en sonda havuzlu soğukluğa geçiliyordu. Tiyatronun basamakları on beş binin üzerinde seyirciyi alacak genişlikteydi; orkestra düzlüğüne inildiğinde akustiğin hâlâ çalıştığı duyulur. Alanın büyük bölümü kum ve alçak bitki örtüsüyle kaplı olduğundan gezi, kapalı ayakkabı ve şapkayla çok daha rahat geçiyor.
Salamis'e komşu düzlükte duran Aziz Barnabas Manastırı, beşinci yüzyıla dayanan bir kuruluşun üzerinde yükseliyor. Kilise 1991'de onarılarak İkon Müzesi'ne dönüştürüldü; koleksiyonun ağırlığını on sekizinci yüzyıl ikonaları oluşturur. Papazların kaldığı odalar arkeoloji bölümüne çevrildi, avludaki bazalt değirmen taşı Enkomi'den, kimi sütunlar ise Salamis'ten taşınmış. Açık alanda geçen bir saatin ardından bu avlunun gölgesi tam yerinde gelir. Müze küçük, ama yavaş gezilmek ister.
Manastırdan çok uzakta olmayan Enkomi, adanın Tunç Çağı'ndaki yüzünü gösteren bir yerleşim. Buradaki taş temeller ve düzgün sokak izleri, Kıbrıs'ın bakırla anıldığı döneme ait bir liman kentinin düzenine işaret eder. Salamis'in sütunlarına alışmış göze sade gelebilir. Kentin neden tam bu kıyıda kurulduğunu merak edenler için sıralamayı tersten kurmak, yani önce Enkomi'ye uğramak daha anlamlı oluyor. İki alan arasındaki yol düz ve kısa; ikisini aynı sabaha sığdırmak zor değil.
Gazimağusa yalnızca taş yapılardan ibaret değil; kalabalık üniversite nüfusu kente kendi ritmini veriyor. Eylül sonunda dersler başlayınca Suriçi'ndeki kahvehaneler ve surların dibindeki küçük mekânlar gece geç saatlere kadar dolu kalıyor, kışın bile masaların bir bölümü dışarıda kuruluyor. Kentin kuzeyindeki İskele ile arasındaki mesafe kısa olduğundan iki yerleşim gündelik hayatta çoğu zaman tek bir kıyı şeridi gibi kullanılıyor. Spoint Construction'ın İskele'de inşa ettiği VivaMore de bu kısa hattın üzerinde; Salamis'e ya da Suriçi'ne gitmek, kıyıdan uzun süre ayrılmayı gerektirmeyen yarım günlük bir program.
Gazimağusa gezilecek yerler için en uygun mevsimler ilkbahar ile sonbahar. Nisanda ova yeşilken Salamis'in sütunları arasında gölge aramak gerekmiyor; ekim ise denizin hâlâ ılık, taşın ise yakmadığı bir aralık bırakıyor. Yaz ortasında plan yapılacaksa antik alanı sabah dokuza kadar gezip öğleden sonrayı gölgeli Suriçi sokaklarına ayırmak daha akıllıca. Kentin bütün katmanlarını tek güne sığdırmak mümkün; yine de acele etmeyen bir program, taşların üzerindeki oymaları fark etmeye de zaman bırakır.