Return to Articles

Kıbrıs Kahve Kültürü: Kahvehaneden Sahil Kafesine

Kıbrıs Kahve Kültürü: Kahvehaneden Sahil Kafesine

Kıbrıs kahve kültürü, adaya ilk kez gelen birinin en çabuk fark ettiği alışkanlıklardan biridir. Fincan küçüktür, içindeki koyu ve yoğundur, yanına hemen her zaman bir bardak soğuk su gelir. Aceleye de gelmez: masaya bırakıldıktan sonra telvenin dibe çökmesi için birkaç dakika beklenir, ilk yudum o beklemenin ardından alınır. Ada halkı için bu duraklama içeceğin kendisi kadar anlamlıdır, çünkü içmek kadar oturmak da işin parçasıdır. Tek fincan, çoğu zaman bir buçuk saatlik bir sohbetin başlangıç işaretidir.

Pişirme cezvede ve kısık ateşte yapılır; hızlısı iyi olmaz, bunu ada mutfağında herkes bilir. Kaynatmak değil kabartmak esastır: köpük yükselmeye başladığında cezve ateşten alınır, köpük önce fincanlara paylaştırılır, kalan sıvı en sonda üzerine yavaşça dökülür. Şeker miktarı daha ocak yanmadan sorulur; sade, az şekerli, orta ve şekerli arasında bir seçim yapılır. Pişirme başladıktan sonra ekleme yapılmadığı için bu soru bir nezaket değil, teknik bir zorunluluktur. Fincanın yüzeyinde duran ince köpük tabakası da iyi pişmiş bir kahvenin en görünür işareti sayılır.

Kasabaların ve köylerin merkezinde neredeyse her zaman bir kahvehane bulunur; büyük mahallelerin çoğunda da kendi küçük yeri vardır. Çoğu meydana, camiye ya da belediye binasına bakan bir köşededir. Kepenk sabah erkenden kalkar, akşam geç saatte iner; içeride emekliler gazete okur, esnaf öğle molasını verir, bahçeden dönen biri bir fincan içip yoluna devam eder. Kimin nerede olduğu, kimin hasta yattığı, hangi yolun onarıma girdiği çoğu zaman burada öğrenilir. Böylece mekân, aynı anda hem buluşma noktası hem de kasabanın sözlü kayıt defteri gibi çalışır.

Bu mekânların sesi büyük ölçüde tavla zarlarıyla ölçülür. Pullar tahtaya vurur, zar atılır, arka masadan istenmemiş bir yorum düşer; parti bitince kaybeden yeni turu ısmarlar. Tavlanın yanında iskambil, bazı yerlerde de satranç oynanır. Oyun burada bir bahanedir aslında; asıl mesele aynı masada iki üç saat geçirmek, aradaki sessizlikten rahatsız olmamaktır. Bunu becerebilen biri ada yaşamına yarı yarıya alışmış sayılır, çünkü aceleyi masada bırakmayı öğrenmek zaman ister.

Kahvenin sosyal işlevi masanın çok ötesine taşar ve evlere kadar girer. Bir eve misafirliğe gidildiğinde ilk sorulan şey fincanın nasıl içildiğidir; bu soru, karşılamanın kendisi yerine geçer. Fincan bitince ters çevrilip tabağına kapatılır, soğuması beklenir, telveye bakılır ve sohbet oradan bambaşka bir yöne kayar. Fal kısmı çoğu zaman ciddiye alınmaz ama masayı bir arada tutar. “Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır” sözü, adada hâlâ günlük konuşmanın içinde geçer.

Yanında ne ikram edildiği başlı başına bir gelenektir, hatta bir hüner meselesidir. Ceviz macunu bunların başında gelir: henüz yeşilken toplanan cevizlerin kabuğu soyulur, günlerce suyu değiştirilerek acılığı alınır, ardından şekerle kaynatılır ve küçük tabaklarda, minik çatallarla sunulur. Yanına mutlaka bir bardak soğuk su konur, çünkü macun yoğundur, ağır ağır yenir. Evde misafir ağırlarken bu ikram, gösterilen özenin ölçüsü sayılır. Lokum da sık görülen bir eşlikçidir; kimi evden turunç ya da bergamot macunu çıkar, kimi evden bahçedeki ağacın reçeli.

Sabahları tablo değişir ve kahve, sofranın başrolünden yardımcı role geçer. Kahvaltının değişmezleri hellim, zeytin ve fırın hamurlarıdır; hellim ızgarada hafifçe kızartılır, kenarları esmerleşir, üzerine kuru nane serpilir. Adada bidda diye bilinen zeytinli hellimli ekmek hafta sonu sabahlarının klasiğidir ve fırından çıkarken nane kokusu bütün eve yayılır. Sofraya genellikle domates, salatalık, bahçeden koparılmış birkaç dal maydanoz ve kızarmış ekmek eşlik eder. Bu sofranın sonu yine fincana bağlanır, çoğu zaman balkonda ya da avlunun gölge tarafında.

Sahil hattında ritim biraz daha yavaştır; gün, saatten çok gölgeye göre bölünür. Kıyı kafelerinde öğleden sonralar uzar: masalar denize dönüktür, tenteler açılır, garson bir kez gelir ve sonra kimseyi rahatsız etmez. Yaz aylarında sıcak öğle saatlerinde dışarıda kimse oturmaz, asıl kalabalık serinliğin başladığı ikindiden sonra toplanır. Kışın tercih cam kenarına kayar; deniz karışır, martılar alçaktan geçer, tenteler toplanır, fincan daha sıcak istenir. Long Beach kumsalı boyunca dizilen kafelerde bu iki mevsimlik düzen yan yana görülebilir.

Son yıllarda kıyı boyunca geç kahvaltı masaları da bu düzene eklendi. Uzun tabaklarda ızgara hellim, tereyağında yumurta, ev reçelleri, taze ekmek ve yanında ister filtre kahve ister Kıbrıs kahvesi. Bu sofralar geleneksel kahvaltının yerini almadı; ona bitişik, daha geç saatlere yayılan bir alışkanlık olarak yerleşti. Spoint Construction'ın İskele kıyısında inşa ettiği VivaMore'da ticari alanların yerleşimin içinde yer alması da bu ritimle ilgili; sabah kahvesiyle akşam sohbeti arasındaki mesafe kısaldıkça alışkanlık kendiliğinden yerleşiyor.

Adaya yeni yerleşenler Kıbrıs kahve kültürüne genellikle birkaç ay içinde uyum sağlar. Başlangıçta “bir kahve içelim” davetinin on beş dakikalık bir mola değil, iki saatlik bir program olduğunu anlamak zaman alır. Sonra sıra kendi kahvehanesini, kendi köşesini, hatta kendi fincanını bulmaya gelir; bir süre sonra garson sormadan önüne bırakır. Kıbrıs'ta bir masaya oturmak çoğu zaman o masadakilerle tanışmakla aynı anlama gelir, çünkü kimse yalnız içmez. Kahve de bu tanışmanın en eski, en sade aracı olmayı sürdürür.

Our Other Articles

UPTOWN projects contact image
MEET SPOINT
BIG IDEAS BEGIN WITH SOLID FOUNDATIONS
Contact Us
Let Us Call You Call Now
decorative lines pattern