Return to Articles

Kıbrıs Mimarisi: Kerpiç Ev, Avlu ve Gölge Kültürü

Kıbrıs Mimarisi: Kerpiç Ev, Avlu ve Gölge Kültürü

Kıbrıs mimarisinin en sade ve en öğretici örnekleri şehir merkezlerinde değil, ovaya ve dağ eteklerine dağılmış köylerde duruyor. Bu evler bir üslup kaygısıyla değil, güneşle, rüzgârla ve suyla yürütülen uzun bir pazarlığın sonucunda biçimlenmiş. Duvarın kalınlığından pencerenin boyutuna, avlunun konumundan damın eğimine kadar her ayrıntı bir soruna verilmiş yanıt. Ada boyunca tekrar eden birkaç temel çözüm var; bunlar köyden köye küçük değişikliklerle uygulanmış. Köy sokaklarında görülen şey bir dekor değil, hâlâ çalışan bir sistem.

Temel malzeme toprağın kendisi. Kerpiç, elenmiş toprağın saman ve suyla yoğrulup ahşap kalıplara basılması ve güneşte kurutulmasıyla elde ediliyor; ne fırın gerekiyor ne de uzak bir tedarik zinciri. Duvarın alt sıraları çoğu köyde yakındaki ocaktan çıkan kireç taşı ya da kumtaşıyla örülüyor, böylece toprak blok yerden gelen nemden korunuyor. Bu duvarlar yer yer yarım metreyi aşan bir kalınlığa ulaşıyor ve gündüz emdiği ısıyı gece geri veriyor. İçerinin öğle sıcağında serin, sabaha doğru ılık kalmasının sebebi bu gecikme.

Evin merkezi oda değil, avlu. Yerel dilde hayat da denen bu boşluk hem mutfak hem atölye hem de yaz gecelerinde yatak odası işlevi görüyor; odalar birbirine değil buraya açılıyor. Sokağa bakan yüzde yüksek bir duvar ve tek bir kapı bulunuyor, mahremiyet böyle sağlanıyor. Zemin çoğu zaman sıkıştırılmış toprak ya da iri taş döşeme, bir köşesinde kuyu veya sarnıç ağzı duruyor. Bir asma ya da incir ağacı yaz gölgesini üstleniyor; yaprağını döktüğü için kışın güneşi engellemiyor.

Avluyla oda arasındaki geçiş, gölgeli sundurma. Damın iki üç adım öne taşırılıp ahşap direklerle ya da varlıklı evlerde taş kemerlerle desteklenmesiyle oluşan bu yarı açık şerit, günün büyük bölümünün geçtiği yer. Sofra buraya kuruluyor, iş buraya taşınıyor; kapalı oda çoğu zaman uyumaya ve kışın toplanmaya kalıyor. Yazın tepedeki güneşi keserken kışın alçalan güneşin içeri girmesine izin veriyor. Gölge burada bir eksiklik değil, planlanmış bir mekân.

Taş kemer, köy evinin en tanınır işareti. Yerel dilde kamara diye anılan bu kemerler yalnız süs değil; ahşabın uzun açıklık geçemediği yerde tavanı taşıyan asıl öge. Büyük odanın ortasından atılan tek bir kemer, mekânı bölmeden hacmi genişletiyor. Ocaktan sökülen sarı kireç taşı işlenmesi kolay olduğu için köşeleri elde düzeltilerek dikdörtgen bloklara dönüştürülüyor. Kapı ve pencere boşlukları da derin kovuklar hâlinde açıldığından duvarın kalınlığı içeriden okunuyor.

Geleneksel damın büyük bölümü düz. Bunun sebebi yalnız yapım kolaylığı değil; düz dam aynı zamanda bir çalışma yüzeyi, incir ve bulgur kurutulan, yaz gecelerinde serinlenen bir kat. Yağışın birkaç aya sıkıştığı bir adada bu yüzeyden inen su oluklarla sarnıca yönlendiriliyor ve yılın geri kalanına yetmesi bekleniyor. Kırmızı kiremitli eğimli damlar köy siluetine sonraki dönemde, yeni malzemelerin ve İngiliz idaresiyle yaygınlaşan tekniklerin ardından katılıyor. Bugün pek çok köyde düz dam ile kiremitli çatı yan yana duruyor.

Pencereler küçük ve sayıca az; ısının içeri girdiği asıl yüzey cam olduğu için bu bilinçli bir kısıtlama. Kalın duvara açılan pencere kovuğu, gün ortasında ışığı içeri girmeden önce kırıyor. Ahşap kepenkler öğle saatlerinde kapanıyor, akşam serinliğinde açılıyor. Evin iki ayrı yönüne bakan açıklıklar aynı anda açıldığında avludan geçen hava odayı boydan boya tarıyor; çapraz havalandırma dedikleri bu. Gece biriken serinlik kalın duvara yükleniyor, ertesi gün yavaş yavaş geri salınıyor.

Ev ölçeğindeki bu mantık yerleşimin bütününde de tekrarlanıyor. Sokaklar dar ve kırıklı, iki yandaki yüksek avlu duvarları gün boyu birbirine gölge düşürüyor. Köyler suyun çevresinde sıkışarak büyümüş; meydan, cami, çeşme ve kahvehane çoğu yerleşimde birkaç adım mesafede. Meydan bir tören alanı değil, günlük işlerin kesiştiği yer; su almak, haber almak ve oturmak aynı noktada oluyor. Evlerin dışa bakan yüzü sade tutulmuş, süs avluya saklanmış; sokaktan bakıldığında büyük ev ile mütevazı ev kolay ayırt edilmiyor.

Kıbrıs mimarisinin bu ilkeleri, yapı teknikleri değişse de geçerliliğini koruyor. Gölgeli bir dış alan, bahçe ya da avlu çevresinde toplanan bir yaşam ve havanın iki ayrı yönden geçebildiği bir plan, soğutma yükünü bugün de azaltıyor. Kalın kerpiç duvarın yerini başka katmanlar almış olsa bile, gölgeyi süs değil mekân sayan yaklaşım aynı işi görmeye devam ediyor. Aynı refleksi adanın doğu kıyısındaki yeni yerleşimlerde izlemek mümkün. İskele'de Spoint Construction tarafından geliştirilen VivaMore, yüz bitki türünü bir arada tutan VivaMore Garden ve Akdeniz'e bakan VivaMore Beach Club ile dış mekânı kapalı hacimler kadar ayrıntılı ele alıyor.

Bu mimariyi anlamanın en iyi yolu, bir köy sokağında öğle saatinde yürümek. Gölgenin nereye düştüğü, kapının hangi yöne açıldığı, avlu duvarının neden o yükseklikte olduğu birkaç dakikada anlaşılıyor. İskele'ye bağlı Büyükkonuk gibi eski taş evlerin onarılıp yeniden kullanıldığı köylerde bu ayrıntıları hâlâ ayakta görmek mümkün. Aralık bırakılmış bir avlu kapısından içeri bakmak bile, odaların neden o boşluğun çevresine dizildiğini anlatmaya yetiyor. Toprakla örülmüş bir evin yüz yıl sonra da serin kalması, bu mimarlığın çok eski bir bilgiyi elinde tuttuğunu hatırlatıyor.

Our Other Articles

UPTOWN projects contact image
MEET SPOINT
BIG IDEAS BEGIN WITH SOLID FOUNDATIONS
Contact Us
Let Us Call You Call Now
decorative lines pattern