Kıbrıs gün batımı denince çoğu kişinin aklına tek bir kare gelir; oysa ada, coğrafyası gereği hem batan hem doğan güneş için ayrı sahneler barındırır. Doğu-batı doğrultusunda uzanan ve kuzeyinde ince uzun bir sıradağ taşıyan bu topraklarda güneşin nereden yükselip nereye indiği, hangi kıyıda durduğunuza göre değişir. Doğu sahilleri sabahın ilk aydınlığını doğrudan denizin üstünden alır. Kuzey ve kuzeybatı kıyıları ise akşamı, güneşin suya inişini izleyerek karşılar. Ada dar olduğu için iki ucu aynı gün içinde görmek zor değildir.
Girne'nin antik limanı, akşamüstünün adadaki en bilinen adresidir. Nal biçimli bu küçük havzada balıkçı tekneleriyle yelkenliler yan yana bağlanır, arkalarında kalenin taş duvarları yükselir. Güneş alçaldıkça suyun rengi önce bakıra, ardından koyu bir turuncuya döner; duvarın gölgesi her dakika biraz daha uzar. Rıhtım boyunca sıralanan masalarda yaz akşamlarında yer bulmak biraz erken davranmayı gerektirir. Liman ağzından bakıldığında ufuk açıktır, güneşi son anına kadar izleyebilirsiniz.
Deniz seviyesinden yukarı çıkmak ufku genişletir. Beşparmak Dağları'nın sırtındaki St. Hilarion Kalesi'nin üst teraslarında Girne ovası, kıyı şeridi ve açık deniz tek karede toplanır; hava berraksa kuzeydeki ufuk çizgisi belirgin biçimde ayrılır. Aynı sıradağın eteğinde, Girne'nin yaklaşık beş kilometre güneydoğusundaki Bellapais Manastırı geç ikindi ışığında başka bir yüz gösterir. On üçüncü yüzyıldan kalma kemerlerin arasından süzülen ışık, sarımsı taşı içeriden aydınlanıyormuş gibi gösterir. Dağ yolunda akşamı bekleyecek olanların dönüş için el feneri bulundurması iyi olur; karanlık burada kıyıdakinden çabuk çöker.
Güneşi tam olarak denize inerken görmek isteyenlerin yönü batıdır. Girne'den batıya doğru ilerledikçe sahil düzleşir; Koruçam Burnu çevresinde kara kuzeybatıya doğru sivrilerek biter ve ufuk üç yandan açılır. Adanın Anadolu kıyılarına en yakın noktası da burasıdır. Bu hatta rüzgâr çoğu akşam denizden eser, dalga sesi manzaraya eşlik eder. Yol boyunca keçiboynuzu ve zeytin ağaçlarının arasından ayrılan kısa toprak sapaklar küçük koylara iner; kalabalıktan uzak bir akşam arayanlar için ada bu kesimde sessizdir.
Karpaz Yarımadası'nda manzarayı kalabalıkla paylaşmak gerekmez. Dipkarpaz ile Apostolos Andreas Manastırı arasında uzanan Altın Kumsal, kum tepeleriyle çevrili uzun bir şerittir ve akşamüstü çoğu zaman neredeyse boş kalır. Yarımadanın ucundaki Zafer Burnu ise hem sabahın ilk aydınlığı hem günün son kızıllığı için elverişlidir; burada denizi birden fazla yönde görürsünüz. Bölge koruma alanı statüsünde olduğundan kumsalda araçla dolaşmak ya da gece ışık kullanmak doğru değildir. Yaz aylarında bu kumlar deniz kaplumbağalarının yuvalarını barındırır; karanlıkta yapılan her müdahale yavruların yönünü şaşırtabilir.
Adanın doğu kıyısı ise sabahın hikâyesidir. İskele'ye bağlı Long Beach sahilinde ufuk çizgisi denizin üstünde kaldığı için güneş doğrudan sudan yükselir; düz kumsal boyunca yürürken ışığın rengi birkaç dakika içinde griden pembeye, oradan berrak bir sarıya geçer. Spoint Construction'ın İskele kıyısında inşa ettiği VivaMore de doğuya bakan bu hattın üzerinde; Akdeniz'e bakan VivaMore Beach Club, gün doğumunun izlendiği yönle aynı cepheye açılıyor. Boğaz'daki küçük balıkçı barınağı da erken saatte hareketlenir, tekneler denize açılırken ışık hâlâ yataydır. Kumsalda bu saatte genellikle yürüyüşçüler ve oltacılar bulunur.
Kıbrıs'ta yaz aylarında gündüz belirgin biçimde uzar; haziranda günün aydınlık bölümü on dört saati aşar. Bu uzunluk, akşamüstünü ikinci bir gün gibi kullanmayı mümkün kılar. Öğle sıcağında boşalan sahiller, hava serinlemeye başladığında yeniden kalabalıklaşır; şemsiyeler toplanırken yürüyüş yolları canlanır, kafelerin dış masaları açılır. Suyun sıcaklığı akşamüstü havadan yüksek kaldığından geç saatte denize girmek yaygın bir alışkanlıktır. Güneş battıktan sonra da hava uzun süre ılık kalır, sahil yaşamı karanlıkla birlikte sona ermez.
Işıkla ilgilenenler için püf nokta, güneşin ufka yakın olduğu kısa aralıkta yerinde olmaktır. Batıştan yaklaşık bir saat önce başlayan bu aralıkta gölgeler uzar, renkler sertliğini kaybeder; aynı yumuşaklık sabah da doğuştan sonraki ilk saatte görülür. Güneş ufkun altına indikten hemen sonra ayrılmamakta yarar var, çünkü asıl renk değişimi çoğu zaman batıştan sonraki yarım saat içinde, gökyüzünün mora ve kızıla döndüğü aralıkta yaşanır. Ufukta bir kale silueti, bir tekne direği ya da bir kaya kütlesi bulundurmak, düz deniz manzarasına derinlik katar.
Güneşin doğduğu ve battığı nokta yıl boyunca sabit kalmaz. Yazın kuzeybatıya kayan batış noktası kışın güneybatıya iner; aynı şekilde yaz sabahlarında kuzeydoğudan yükselen güneş, aralık ayında güneydoğudan görünür. Bu kayma, aynı sahilde farklı aylarda çekilen kareler arasındaki farkı açıklar. Kışın gündüz on saat civarına indiğinden hem doğuş hem batış gündelik programın içine daha rahat yerleşir, sabah çok erken kalkmak gerekmez.
Sonbahar ile ilkbahar, ışık açısından adanın en dengeli dönemleridir. Havadaki nem düşer, ufuk çizgisi netleşir, sıcaklık gün boyu yürünebilir seviyede kalır; ekim ve kasımda deniz hâlâ ılıktır, mart ile nisanda kıyı bitkileri çiçeğe durur. Bu aylarda Girne'de akşamı, ertesi sabah Long Beach'te gün doğumunu karşılamak aynı hafta sonuna sığar; Kıbrıs'ın kuzeyinden doğusuna uzanan yollar mesafeleri kısa tutar. Güneşi izlemek burada ayrı bir plan yapmayı değil, günün ritmine ayak uydurmayı gerektirir.