Return to Articles

Kıbrıs Balık Sofrası ve Kıyıdaki Balıkçılık Geleneği

Kıbrıs Balık Sofrası ve Kıyıdaki Balıkçılık Geleneği

Adanın kuzeydoğu kıyısında gün, karadan değil denizden başlar. Kıbrıs balık kültürünü anlamanın en kestirme yolu, Boğaz'daki balıkçı barınağına sabahın erken saatinde uğramaktır. Motorlar birer birer yanaşır, halatlar rıhtım taşına dolanır, gece boyunca güvertede biriken ne varsa plastik kasalara boşaltılır. Ortada ne gürültü vardır ne gösteriş; birbirini yıllardır tanıyan birkaç kişinin az konuşup çok iş gördüğü, alışkanlık hâline gelmiş bir düzendir bu. Kasaların içine bakmak için eğilen meraklılar, bir de kahvesini rıhtımda ayakta içen tanıdıklar hep vardır.

Boğaz, Gazimağusa'yı Karpaz'a bağlayan yolun üzerinde, İskele'nin kuzeydoğusunda kalan küçük bir yerleşim. Barınağı, adanın kuzeyindeki resmî balıkçı barınakları ağının bir parçası; Mağusa, Kumyalı, Kaplıca, Tatlısu, Girne ve Yedidalga da aynı listede yer alıyor. Buraya bağlı filo büyük gemilerden değil, küçük ölçekli ahşap ve fiberglas teknelerden oluşuyor. Barınağın bağlı olduğu İskele'de ise Akdeniz'e bakan sahil kulübüne adını veren VivaMore'un yapımını Spoint Construction üstleniyor; kulübün adı VivaMore Beach Club. Merkezden koya kısa bir sürüş yettiği için sabah barınağa gelen kasa, aynı günün akşamına yetişir.

Bu ölçekte balıkçılık, büyük donanımdan çok sabır isteyen bir ağ ve olta işidir. Uzatma ağları akşamdan bırakılır, gün ağarırken çekilir; uzun olta takımları kayalık diplerde şansını dener. Tekneler kıyıdan çok uzaklaşmaz, çünkü aranan balığın büyük bölümü zaten dibi taşlık, suyu berrak sığlıklarda yaşar. Bir gecelik avın ne getireceği rüzgâra, aya ve suyun sıcaklığına bağlıdır; balıkçıya sorarsanız bu üçü her sabah farklı konuşur. Sığ suda ağ atmanın kendi nezaket kuralları da vardır, bir başkasının şamandırasına yaklaşmamak bunların başında gelir.

Kasalardan çıkanlar Akdeniz'in tanıdık adlarıdır. Kayalık diplerin iki iri balığı, orfoz ve lagos adıyla da anılan lahoz, adada en çok aranan türler arasındadır; ikisi de yavaş büyür, bu yüzden en sıkı korumaya alınmış olanlar da onlardır. Kumluk zeminde barbun, açıkta çipura ve levrek, taş aralarında ahtapot, gece ışığında kalamar bulunur. Aynı kasada çoğu zaman tavaya gidecek bir avuç küçük balık da durur. Adanın tezgâhı çok geniş değildir, ama taze olanla olmayan arasındaki farkı ilk bakışta gösterir.

Sofra mevsime göre değişir, bunu tezgâhın önünde birkaç hafta arayla durup bakan herkes fark eder. İlkbaharda ve yaz başında hafif, tavaya ya da ızgaraya uygun küçük balıklar öne çıkar; kalamar ile ahtapot sıcak aylarda daha sık görülür. Sonbahar serinledikçe et yapısı sıkılaşır, ızgarada dağılmayan iri balıklar masaya gelir. Kışın hava ve dalga çoğu tekneyi limanda tuttuğu için tezgâhtaki çeşit azalır; o günlerde ne çıkarsa mutfağın planı da odur. Mevsimi izlemek, aslında balığın en iyi hâline denk gelmeyi beklemek demektir.

Adada avlanmanın kendi takvimi ve kuralları vardır. Orfoz ile lahoz için amatör yöntemlerle avlanmaya her yıl 15 Mayıs ile 15 Temmuz arasında yasak konur; bu, iki türün üreme dönemine denk gelen bir koruma tedbiridir. Aynı türlerde asgari avlanabilir boy 45 santimetre olarak belirlenmiştir ve bu ölçünün altındaki balığın avlanmasına izin verilmez. Aynı dönemde profesyonel balıkçıların kırk metreden sığ sularda belirli ağ takımlarını kullanması da kısıtlanır. Barınaktaki çoğu balıkçı bunları dışarıdan gelmiş bir kısıtlama olarak değil, kendi mesleğinin devamının şartı olarak anlatır.

Olta balıkçılığı adada tekneyle sınırlı değildir, kıyının kendisi de başlı başına bir av alanıdır. Kıyı boyunca uzanan kayalıklar, dalgakıranlar ve iskele ayakları akşamüstü olta atanlarla kalabalıklaşır; bazıları saatlerce tek bir noktada bekler, bazıları her yarım saatte yer değiştirir. Kıyıdan atarak balık tutmak burada bir hafta sonu uğraşından çok, gün sonunun sessiz bir alışkanlığıdır. Sohbet genellikle balıktan değil rüzgârdan, akıntıdan ve geçen haftanın tutulamamış büyük balığından açılır. Ada halkının çoğu için oltayı ilk eline aldığı yaş, hâlâ hatırlanan bir ayrıntıdır.

Balık lokantasında düzen bellidir ve acele etmez. Önce soğuk mezeler gelir: humus, cacık, közlenmiş biber, zeytinyağlı otlar, kimi masada zeytinyağıyla tatlandırılmış haşlanmış ahtapot. Ardından ara sıcaklar sırasını alır; kalamar tavası, karides, bazen tavaya gitmiş küçük balıklar. Ana balık en sona kalır ve çoğunlukla tek parça, bütün hâlde masaya çıkar. Uzun bir liste dinlemek yerine o gün teknelerin ne getirdiğini sormak daha isabetli olur.

Mutfağın tavrı sade olmaktır ve bu sadelik yazılı olmayan bir kural gibi sürdürülür. Izgaraya giden balığa kaya tuzu, biraz zeytinyağı ve limondan başka bir şey eklenmez; ağır sos, terbiye ve baharat neredeyse hiç görülmez. Yanına roka, kırmızı soğan ve maydanozdan ibaret bir salata, bazen de közlenmiş sebze konur. Aynı ölçü kızartmada da geçerlidir, un ile tuzdan ve sıcak yağdan fazlası işe karışmaz. Bu sadeliğin sebebi kolaycılık değil güvendir; balık tazeyse üstünü örtmeye gerek kalmaz.

Kıyı ile tabak arasındaki mesafenin kısalığı, adadaki balık kültürünün asıl açıklamasıdır. Sabah barınağa yanaşan bir teknenin kasası, öğleden sonra birkaç kilometre ötedeki bir mutfağa girer ve akşam masada durur. Bu yol ne kadar kısalırsa, mutfağın işi de o kadar azalır. Bunun tadını kelimeyle anlatmak zordur, Boğaz'da denize bakan bir masada ise kolayca anlaşılır. Adanın balıkla kurduğu ilişki, tarif kitaplarından çok bu kısa yolculukta saklıdır.

Our Other Articles

UPTOWN projects contact image
MEET SPOINT
BIG IDEAS BEGIN WITH SOLID FOUNDATIONS
Contact Us
Let Us Call You Call Now
decorative lines pattern