Return to Articles

Kıbrıs El Sanatları: Lefkara İşi, Sepet ve Çömlek

Kıbrıs El Sanatları: Lefkara İşi, Sepet ve Çömlek

Kıbrıs el sanatları, ada halkının elinin altındaki malzemeden doğdu: keten bezi, buğday sapı, kamış, kil ve ahşap. Bir tepsi örgüsünü de bir su testisini de aynı mantık şekillendirdi; ne varsa ondan, işe yarayacak biçimde. Bu yüzden adanın zanaat geleneği süsleme merakından çok ev hayatının kendisine bağlı kaldı. Camekânda duran nesnelerin çoğu, yüz yıl önce mutfakta ya da harman yerinde iş görüyordu.

Bu geleneğin en bilinen halkası, Larnaka'ya bağlı, Trodos'un güney eteklerinde 650 metre yükseklikteki Lefkara köyünden adını alan nakış. Yerel adıyla lefkaritika, keten bezin ipliklerinin sayılıp tek tek çekilmesine ve açılan boşluğun iğneyle yeniden doldurulmasına dayanıyor; ajur, kesme iş, saten dolgu ve iğne oyalı kenar aynı yüzeyde birleşiyor. Tekniğin Venedik dönemindeki temaslarla yerel işlemeden beslenerek biçimlendiği kabul ediliyor. UNESCO, Lefkara işini 2009'da somut olmayan kültürel miras listesine aldı. Köyle ilgili en çok tekrarlanan anlatı, Leonardo da Vinci'nin buradan bir örtüyü Milano'ya götürdüğü yönünde; belgeyle desteklenmediği için bunu rivayet saymak gerekiyor.

Bu işle en çok masa örtüsü, sehpa örtüsü ve peçete yapılıyor; desenlerin en tanınmışı dere adıyla anılıyor. Zorluk desenden çok sabırdan geliyor: orta boy bir örtü haftalar sürebiliyor ve tek bir ilmek kaçtığında hata bütün simetride görünüyor. Beyaz keten üzerine pamuk iplikle çalışılıyor; renk cümbüşü yok, ölçü ve boşluk işin kendisi. Bir örtünün arkasını çevirdiğinizde ön yüzü kadar temiz olması, ustalığın en hızlı ölçüsü sayılıyor. Nakış adanın iki toplumunun kadınları arasında ortak bir miras; köy ayrıca gümüş telkâri işçiliğiyle de anılıyor.

Örücülükte ana malzeme doğrudan tarladan geliyor: karabaşak denen buğdayın sapı. Sele, sini ve sesta adıyla bilinen yassı örgü tepsiler, yaz başında biçilen sapların eve taşınıp lif lif ayrılmasıyla başlıyor; başaklar ve kırılgan parçalar ayıklanıp uzun, sağlam saplar seçiliyor. Doğada kendiliğinden yetişen cif-cig otu, kamış ve hurma yaprağı da örgüye giriyor. Saplar kök boyayla renklendirildiği için tepsiler halka halka büyüyen desenler kazanıyor. Sesta denince akla ilk gelen köy Serdarlı; örücülük Yayla'da da sürüyor.

Çömlekçilikte kil elle ya da çarkta biçim buluyor; testi, çanak, kase ve küp aynı ocaktan çıkıyor. Zeytinyağı, tahıl ve su için kullanılan küpler çoğu zaman çarka sığmayacak boyutta olduğundan şerit şerit sarılarak yükseltiliyor. Pişmiş toprağın gözenekli yapısı suyu hafifçe terleterek serin tutuyor; testiler bu yüzden buzdolabı çağına kadar evin en sabit eşyasıydı. Girne'ye bağlı Lapta, antik adıyla Lapithos, bu kuralın dışında kalıyor: buradaki sırlı çömlekçilik su sızdırmayan kaplarıyla ayrılıyor ve kökeni yüzyıllar öncesine uzanıyor.

Dokuma ve ahşap bu geleneğin ev tarafını oluşturuyor. El tezgâhında dokunan pamuklu bezler, yastık yüzleri ve peşkirler, ipek kozasından hazırlanan panolar, oymalı mobilya ve çeyiz sandıkları aynı hattın parçası. Kakma tekniğinde düz bir yüzeye oyuklar açılıyor ve bu yuvalara sedef, kemik ya da maden gömülüyor; sonuç en çok sandık kapaklarında ve ayna çerçevelerinde görülüyor. Bir çeyiz sandığının üstündeki kakma, çoğu evde en uzun ömürlü nesneydi.

Bütün bunların köy hayatındaki yeri süsten ibaret değildi. Örgü, nakış ve dokuma çoğunlukla kadınların işiydi ve hasat mevsiminin dışındaki aylara yayılırdı. Ürünler kimi zaman komşu köye giderdi, kimi zaman zeytin ya da buğdayla takas edilirdi. Çeyiz geleneği bu üretimi ayakta tutan en güçlü sebeplerden biriydi; genç bir kız yıllar boyunca kendi sandığını doldururdu. Zanaatın adı çoğu zaman ustaya değil köye bağlanırdı; hangi köyün örgüsü sıkı, hangisinin işlemesi ince, herkes bilirdi.

Tarım biçim değiştirip fabrika üretimi yaygınlaşınca bu işler seyrekleşti, ama kesilmedi. Lefkoşa'daki HASDER El Sanatları Merkezi ahşap oymacılığı, geleneksel el dokumacılığı, sele-sesta yapımı, ipek kozası panosu ve dantel-nakış kursları düzenliyor. Geçitkale-Serdarlı Belediyesi'nin atölyesi örücülüğü yerinde yaşatıyor, belediye her bahar Serdarlı Sestaları Bahar Şenliği'ni topluyor. Büyükkonuk'ta yıllardır tekrarlanan Eko Gün'de çocuklar sesta örmeyi ve çömlek boyamayı tezgâhın başında öğreniyor. Bu köyler İskele'ye bağlı; ilçenin sahil kesiminde yapımı süren VivaMore'u ise Spoint Construction inşa ediyor.

Bu nesneleri bir arada görmek isteyenin ilk durağı Lefkoşa'daki Büyük Han. 1572'de adanın ilk beylerbeyi Muzaffer Paşa tarafından yaptırılan iki katlı taş yapı, 68 oda ile sokağa açılan 10 dükkândan oluşuyor; avlunun ortasında mermer sütunlar üzerine oturan sekizgen bir köşk mescit duruyor. Üst kattaki odaların çoğu bugün el işi atölyelerine ve sanat galerilerine ayrılmış, alt katta kahvehaneler ve yeme içme yerleri var. Odaları işletenlerin bir bölümü üretimi kendi yapan kadınlar; örgüyü ya da işlemeyi yapan kişiyle aynı odada konuşmak mümkün.

Köy atölyeleri ise daha sessiz bir güzergâh. Bir sestanın halkaları arasında sap kalınlıkları tıpatıp eşit değildir, bir küpün ağzı hafif eğridir, bir örtünün iki ucundaki motif birbirini tam tutmaz. Bu küçük sapmalar kusur değil imza; hangi elin, hangi mevsimde, hangi tarladan gelen malzemeyle çalıştığını anlatan tek kayıt onlar. Adada bir zanaat nesnesine bakarken önce bu düzensizliği aramak, işin nasıl yapıldığını anlamanın en kısa yolu.

Our Other Articles

UPTOWN projects contact image
MEET SPOINT
BIG IDEAS BEGIN WITH SOLID FOUNDATIONS
Contact Us
Let Us Call You Call Now
decorative lines pattern